mısır piramitleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mısır piramitleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2019 Cumartesi

Mısır Piramitlerinin Gizemli Kaynağı

Eski Mısırlılar matematik dehası idiler ve dolayısıyla matematiğin sırlarını iyi biliyorlardı. Fisagor onların tapınaklarında 22 yıl boyunca eğitim görmüştü. Ve doğrusunu söylemek gerekir ki "Mısır piramitlerin sırrı çözüldü!" şeklinde sık sık karşımıza çıkan haberler tamamıyla prim yapmaktan öte bir düşünceyle kaleme alınmıyorlar; açıkçası piramitlerin sırları günümüzde henüz keşfedilmiş değildir.


Mısır Piramitleri, Tevrat'ta da sözü geçen büyük tufandan önce Atlantis'ten gelen inisiyeler (herkesin sahip olamayacağı sırlara erişmiş kişiler) tarafından inşa edilmişlerdi. Bunlar, bir taban üzerine yerleştirilmiş 4 üçgenden yapılmışlardır. Ve taban bir dörtgendir. Üçgen, Hindular'ın Tejas diye adlandırdıkları ışık eterinin bir kopyası olarak nitelendirilir. Bu, şekil verici bir eterdir ve hareketi meydana getirir. Güç, tepeden çıkar, sağ taraftan iner, tabanı da geçer ve en sonunda sol taraftan tepeye kadar yükselir ve yeniden iner; bu sonsuza kadar böyle devam eder. Tabandaki kare, fizikî yaratılışın sembolüdür ve onun şekli hareketsizliği simgeler. Bu, hayat dövüşünün arenasıdır ve oradan ancak "yükselerek" çıkılabilir; dört unsurla (hava, su, toprak, ateş) bağlantı hâlindedir. Maddi dengeyi temsil eder. Zohar (Kabala'nın en önemli kitabı) der ki: "İnsan, ilâhî tarafını bulmadan önce 4 kabuğunu da kırmak zorundadır." İnsan, birliği yeniden bulmadan önce içindeki baskıları ve çelişkileri ahenkli bir hâle getirmek zorunda kalacaktır. 
Dört üçgeni bir daire içine yerleştirirsek, bu, 12 köşeli yıldızın, yani Zodyak'ın sembolü, 12 gezegenin bölgesi ve çemberin 360 derecesi olur. Üçgenlerin daire çevresiyle temas ettikleri her noktada kendilerine bedenlerinin bir bölümünü borçlu oldukları 12 yöneticiden, yani 12 gezegenin Ruhları'ndan birinin bölgesi bulunur.

Tüm Orta Doğu bölgesi, başlıca odakları Mısır olmuş olan Atlantisliler'in aktardıkları yüksek öğretileri almıştı. Mezopotamya'da Plimpton tabletlerinin bulunuşu bunu kanıtlar. Bunlar Sümer ve Babil dönemine kadar uzanmaktadır. John Kreitner 322 nolu tablette, aritmetik ile 400 yıl önce de haşır neşir olunduğunu, kök karelerin hesaplanmasının, üçgenlerin geometrisinin, Fisagor'un triple teorisinin, trigonometri ve altmışlı gelişen sayılar teorisinin, üstelik de cebire başvurmaksızın bilindiğini çözmüştür. 

Tüm dinsel geleneklerde ilginç bir husus vardır: Denir ki, Tanrılar da insanlar gibi zamanla yaşlanırlar ve karanlığa çekilirler. Onlarının yerini genç Tanrılar alır, çünkü onların titreşimleri daha tazelenmiştir ve insanlara daha fazla yaklaşabilirler. Böylece Ptah, yani Mısırlılar'ın ilk büyük Tanrısı, Yunan'daki Zeus'un benzeri olan Amon'a bırakır yerini. Sonra Ra (Yunan'daki Helios), onu izler ve sonra o da yerini Tanrı Osiris'e bırakır (Yunan'daki Apollon). Ve en sonunda insanın içindeki Tanrı önem kazanır; Horus, ölülerin ağızlarının ve gözlerinin açılması ayini ile babası Osiris'e hayatını geri verir. Horus, Yunan'daki Dionizos, Hint'teki Krişna ve Hristiyanlarda da insanın içindeki İsa'nın karşılığıdır.