31 Mart 2019 Pazar

Zayıflamanın Yolları ve Obeziteden Kurtulmak

Zayıflamanın Yolları ve Obeziteden Kurtulmak

Gün geçtikçe ülkemizde obezitenin büyük bir tehlike arz ettiğini görmekteyiz. Bu tehlikenin ilerleyen dönemlerde çok daha vahim sonuçlar doğuracağını da söylemek mümkündür. Dünya Sağlık Örgütü tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulan raporda, Türkiye'de her 4 kişiden 3'ünün obeziteye yakalandığı ifade edilmektedir. Dolayısıyla insanlar "nasıl kilo verilir?", "nasıl zayıflarım?" sorularını sorarak zayıflamanın yollarını ve obeziteden kurtulmak için çareler aramaktadır.


HAREKETSİZ YAŞAMI BİR KENARA BIRAKIN, HAREKETE GEÇİN!

Spor yapmak bir yana dursun, yürüyüş başta olmak üzere her türlü fiziksel aktiviteden uzak kalmak kilo artışını sağlayan en büyük nedenlerden biri olmaktadır. Özellikle teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanlar artık bütün işlerini tamamıyla bu cihazlar (bilgisayar, akıllı telefon...) yardımıyla halletmekte ve dolayısıyla hareket etmekten kaçınmaktadır. Nitekim günümüzde giyim, kozmetik ürünlerini internetten sipariş vererek almanın yanı sıra, artık yiyeceklerimizi bile internetten sipariş vererek alır olduk; markete gidip beslenme alışverişi yapmak bile günümüz insanına zor geliyor. Dolayısıyla bu ve benzeri durumlar, hareketsizliği, hareketsizlik ise obeziteyi tetikliyor.

Harekete geçmek için geç değil. Kilo vermenin yollarını arıyorsanız harekete geçin ve hareketsizliğe savaş açın!

FAST FOODLAR TEHLİKE ARZ EDİYOR, UZAK DURUN!

Fast food, TDK sözlüğünde, kısa sürede hazırlanan ve yemek için az zaman harcanan hafif yiyecek anlamına gelmektedir. Gerçekten de günümüz insanı artık çalışmak, efor sarfederek kaslarının aktive olmasını sağlamak ve hareket ederek kalori yakmak yerine tembelliği tercih ediyor. Dolayısıyla hareketsiz yaşam da metabolizmanın zayıflamasına ve hızla vücudun kilo almasına sebep oluyor. Hareketsizliğin yanı sıra fast foodlar, içinde insan vücuduna zararlı birçok tehlikeli maddeyi de barındırıyor; bu ürünlerdeki yağ çoğunlukla hayvansal kaynaklı olduğundan doymuş yağ oranı diğer besinlere nazaran daha fazladır; yine şeker oranları da vücuda zarar verecek derecede bir hayli çoktur. Ve dolayısıyla bu besinler; hipertansiyon, taksiyon, diyabet, damar tıkanıklığı, kroner kalp rahatsızlığı gibi birçok hastalığın baş göstermesine sebebiyet veriyor.

Fast Food besinlerden uzak durun ve sağlıklı besinler tüketin, sağlıklı beslenin!

ÜÇ BEYAZDAN UZAK DURUN!

Sağda solda sıklıkla duymuşsunuzdur: "Üç beyazdan uzak durun!" Peki nedir bu üç beyaz? Bilenleriniz elbette bir hayli fazladır ancak bilmeyenlerinizin de olduğunu varsayarak belirtmek gerekir ki üç beyazdan kastedilen şey; un, tuz ve şekerdir. Bu üç zehir, hem hastalıkların hem de kilo artışının ve obezitenin baş göstermesine sebep olan besinlerdir. Çok fazla detaya girmeye gerek olmadığını ifade ederek; gerçekten de bu üç besinden -ya da zehirden- uzak durmanız halinde çok kısa sürede kilo verdiğinizi göreceksiniz.

BOL BOL SU TÜKETİN!

Canlıların yaşamının en temel kaynağı olan su, besinlerin taşınmasında ve kana karışmasında en önemli işleve sahiptir. Tıpkı deniz üzerindeki gemilerin nasıl ki su olmadan hareket edemeyeceği gibi tükettiğimiz besinler de su olmadan gerekli yerlere taşınamaz; vücut sekteye uğrar. Yine öte yandan su, metabolizmanın hızlanmasına da katkı sağlar. Hızlı bir metabolizma demek hızla kalori yakmak ve dolayısıyla çabucak kilo vermek demektir.

AZ AZ VE SIK SIK YİYİN!

Evet doğru duydunuz! Az az ve sık sık yiyerek kilo vereceksiniz. Ancak sağlıklı besinler tüketmek koşuluyla! Öğün sayısını 2'ye yahut 1'e düşüren insanların düştüğü hataya düşüp de kilo vereceğinizi düşünürken daha fazla kilo alabilirsiniz. Bunun ana sebebi ise yazımızda sürekli bahsini ettiğimiz metabolizmadır. "Peki öğün sayısını 2'ye, hatta 1'e düşürmekle metabolizmanın ne ilişkisi var?" dediğinizi duyar gibiyim. Evet, hem de çok büyük bir ilişki var. Sık sık ve az az yediğinizde vücudunuz, yediğiniz besini sindirmek için sürekli olarak efor sarfeder ve dolayısıyla metabolizmanız aktif bir şekilde çalışır. Nasıl ki işleyen demirin pas tutmadığı gibi sürekli çalışan metabolizma da sağlıklı bir hıza sahip olur. Ancak günde tek öğün yemek yiyen birinin de metabolizması aynı mantıkla tembelleşerek yavaşlayacaktır.


30 Mart 2019 Cumartesi

Mısır Piramitlerinin Gizemli Kaynağı

Eski Mısırlılar matematik dehası idiler ve dolayısıyla matematiğin sırlarını iyi biliyorlardı. Fisagor onların tapınaklarında 22 yıl boyunca eğitim görmüştü. Ve doğrusunu söylemek gerekir ki "Mısır piramitlerin sırrı çözüldü!" şeklinde sık sık karşımıza çıkan haberler tamamıyla prim yapmaktan öte bir düşünceyle kaleme alınmıyorlar; açıkçası piramitlerin sırları günümüzde henüz keşfedilmiş değildir.


Mısır Piramitleri, Tevrat'ta da sözü geçen büyük tufandan önce Atlantis'ten gelen inisiyeler (herkesin sahip olamayacağı sırlara erişmiş kişiler) tarafından inşa edilmişlerdi. Bunlar, bir taban üzerine yerleştirilmiş 4 üçgenden yapılmışlardır. Ve taban bir dörtgendir. Üçgen, Hindular'ın Tejas diye adlandırdıkları ışık eterinin bir kopyası olarak nitelendirilir. Bu, şekil verici bir eterdir ve hareketi meydana getirir. Güç, tepeden çıkar, sağ taraftan iner, tabanı da geçer ve en sonunda sol taraftan tepeye kadar yükselir ve yeniden iner; bu sonsuza kadar böyle devam eder. Tabandaki kare, fizikî yaratılışın sembolüdür ve onun şekli hareketsizliği simgeler. Bu, hayat dövüşünün arenasıdır ve oradan ancak "yükselerek" çıkılabilir; dört unsurla (hava, su, toprak, ateş) bağlantı hâlindedir. Maddi dengeyi temsil eder. Zohar (Kabala'nın en önemli kitabı) der ki: "İnsan, ilâhî tarafını bulmadan önce 4 kabuğunu da kırmak zorundadır." İnsan, birliği yeniden bulmadan önce içindeki baskıları ve çelişkileri ahenkli bir hâle getirmek zorunda kalacaktır. 
Dört üçgeni bir daire içine yerleştirirsek, bu, 12 köşeli yıldızın, yani Zodyak'ın sembolü, 12 gezegenin bölgesi ve çemberin 360 derecesi olur. Üçgenlerin daire çevresiyle temas ettikleri her noktada kendilerine bedenlerinin bir bölümünü borçlu oldukları 12 yöneticiden, yani 12 gezegenin Ruhları'ndan birinin bölgesi bulunur.

Tüm Orta Doğu bölgesi, başlıca odakları Mısır olmuş olan Atlantisliler'in aktardıkları yüksek öğretileri almıştı. Mezopotamya'da Plimpton tabletlerinin bulunuşu bunu kanıtlar. Bunlar Sümer ve Babil dönemine kadar uzanmaktadır. John Kreitner 322 nolu tablette, aritmetik ile 400 yıl önce de haşır neşir olunduğunu, kök karelerin hesaplanmasının, üçgenlerin geometrisinin, Fisagor'un triple teorisinin, trigonometri ve altmışlı gelişen sayılar teorisinin, üstelik de cebire başvurmaksızın bilindiğini çözmüştür. 

Tüm dinsel geleneklerde ilginç bir husus vardır: Denir ki, Tanrılar da insanlar gibi zamanla yaşlanırlar ve karanlığa çekilirler. Onlarının yerini genç Tanrılar alır, çünkü onların titreşimleri daha tazelenmiştir ve insanlara daha fazla yaklaşabilirler. Böylece Ptah, yani Mısırlılar'ın ilk büyük Tanrısı, Yunan'daki Zeus'un benzeri olan Amon'a bırakır yerini. Sonra Ra (Yunan'daki Helios), onu izler ve sonra o da yerini Tanrı Osiris'e bırakır (Yunan'daki Apollon). Ve en sonunda insanın içindeki Tanrı önem kazanır; Horus, ölülerin ağızlarının ve gözlerinin açılması ayini ile babası Osiris'e hayatını geri verir. Horus, Yunan'daki Dionizos, Hint'teki Krişna ve Hristiyanlarda da insanın içindeki İsa'nın karşılığıdır.